Ne Memleketli, Ne de Gurbetli olabildik!
Bir sabah kalktınız,
Elinizde küçük bir el çantası,
birkaç çamaşır, bir kazak ve bir de el havlusu,
ardınıza bakarak düştünüz yollara…
Sordular yakınlarınız, yolculuk nereye..
İçinizdeki o ayrılık acısının cızıltısını hissede hissede..,
bir de üstüne derin bir ahh çekerek; gurbete! dediniz.
Ve böylece başladı gurbet maceramız. Ancak giderken bir şeyler kalmıştı geride, gittiğinizde her şeyinizi götürmediniz peşinize, götüremediniz.
Sevdikleriniz kaldı geride, anneniz babanız kardeşleriniz dostlarınız arkadaşlarınız. Ve her şeyden önemlisi de yüreğiniz kaldı geride, yüreğiniz...
Siz gittiniz ama o sizin peşinize gelmedi. Orda kaldı, sılada kaldı yüreğiniz. Götüremediniz peşinize gelmedi zaten, siz de alıp götüremezdiniz onu.
Belki de bilerek bıraktınız sılaya yüreğinizi kim bilir…
Gurbet deyince hep bir hüzün çöker insanın içine, çünkü gurbet demek hüzün demektir. Gurbet demek, özlem demektir, gurbet demek sevgi demektir, gurbet demek acı çekmek ve çektirmek demektir.
Gurbet demek adı üstünde gariplik demektir.
Gariplik dedim de aklıma geldi, neydi o garip günlerimiz, helal bir ekmek evimize götürmek için, alnımızın teriyle kazanmaya çalıştığımız üç kuruş para için, çalışıp didinip bir yerlere gelmek için, verdiğimiz mücadele, yaptığımız fedakârlık.
Hep bir yerlere gelmek bir şeyler elde etmek içindi.
Elde etmek istediklerimizi elde ettik mi? Veya gelmek istediğimiz yere geldik mi. Bu soru herkese göre değişir. Genelde gelmek istediğimiz yere geldik sayılır.
Elde etmek istediklerimizi de elde ettik sayılır.
Ama bizden ne alıp götürdü, neler koparıp aldı, bunun hiç farkında olduk mu?
Yüreğimiz memleketimizde kaldı onu alıp getiremedik.
Çünkü bizimle gelmedi. Anne babamızı alıp getiremedik, evladım biz doğup büyüdüğümüz toprağımızdan kopamayız dediler.
Sevdiklerimizin her biri bir tarafa savruldu onların da ekmek ve aş derdi vardı çünkü. Böylece paramparça olduk. İç dünyamız kalbimiz, gönlümüz, zihnimiz paramparça, darmadağın oldu.
Artık hiç birini toparlayıp bir araya getiremez olduk ardımıza baka baka sılamızdan ayrıldıktan sonra. Kişiliğimiz ikiye üçe dörde bölündü her birini bir yere birinin yanına bıraktık.
Sılada ekmek yok muydu? Sıla bize bir gelecek hazırlamıyor muydu?
Sıla bizim geleceğimizi mi karartmıştı? Elbette ki hayır…
Gelecek de vardı,ekmek de vardı, aş ta vardı.
Anca eksik olan bir taraf vardı…
Belki de moda olmuştu büyük şehre gitmek orada iş kurmak kendine yeni bir hayat hazırlamak. Belki biz de o modaya uyduk.
Bu yeterli bir sebep değildi memleketten ayrılıp gurbete gitmeye ama, aslında, daha çok kazanmak daha iyi gelecek hazırlamaktı kendimize. Ancak daha da önemlisi çocuklarımız için çocuklarımızın geleceği için yapmak istedik bu fedakarlığı.
Evlatlarımız daha iyi şartlarda daha iyi gelecek kursunlar diye kendine, bütün bunlar onlar içindi beklide.
Daha doğrusu bilmiyoruz, açıkçası buralara niçin geldik diye bir açıklaması da yok belki. Anlayamıyoruz veya anlatamıyoruz. Nefesimiz düğümleniyor bir anda söyleyeceklerimizi söyleyemiyoruz. Hasretten midir özlemden midir acıdan mıdır bilemiyoruz.
Sılamızın adı geçince, birisi sıladan haber getirince veya sıladan bahsedince; nedendir bilinmez bilinse de söylenemez, dil bunu ifade edemez, hep burnumuzun direği sızlar. Gözlerimiz yaşarır. Yutkunuruz acı acı. Özleriz köyümüzü, doğup büyüdüğümüz yerimizi yurdumuzu. Sevdalık ettiğimiz bahçelerimizi, soğuk suyunu içtiğimiz çeşmelerimizi, yamalı pantolonla gezdiğimiz mahallemizi sokaklarımızı, sırtımıza alıp ta harman yerine götürdüğümüz fındık çuvallarımızı, çocukluk arkadaşlarımızı…
Sıla hasreti bir başkadır işte...
Gurbette birilerinin ve bir yerlerin hasretini çekenler için. Onu iliklerine kadar hissedenler için, zihninin bir köşesinde devamlı bir yerleri özleyenler için. Ne kopabiliyorsunuz doğup büyüdüğünüz yerlerden, nede ait olabiliyorsunuz karnınızı doyurduğunuz yerlere… Ne sılalı olabildik, ne gurbetli olabildik.
Sanki adeta çift kişilikli olmuşsunuzdur. Bir araya geldi mi aynı memleketin insanları, anlatırlar memleketinin güzel günlerini, canlandırırlar hatıralarını terk ettikleri topraklarını bir iç geçirip de; imkânım olsa bir saniye durmam buralarda derler, hep içinde gurbetin hüznünü yaşayanlar.
Bir başkadır gurbette ramazanlar, bayramlar, düğünler, merasimler. Hep kalbinizin bir köşesi boş kalır, oraları dolduracak birilerini arar gözleriniz. Ama sonra düşünürsünüz ki bu bayramda olamadım sevdiklerimle birlikte, belki de bir kısmı çoktan toprağın altındalar.
Bir başkadır gurbette öğrenci iken, senin elinden tutan, sana gurbeti hissettirmeyen, bir yakının olunca, senin yalnızlığını derdini kederini paylaşan.
Bir başkadır, gurbette memleketli dayanışması, bir gülen yüz, bir tatlı söz, içini açan, ufkunu açan, karanlıklarını dağıtan bir güçlü el. Bir güçlü dost. Bir güçlü hemşeri. Bir başkadır gurbette, hem veren el olmak, hem de o eli sıkı tutmak.
Dost olmak, komşu olmak, akraba olmak, arkadaş olmak.
Bir başkadır, gurbette hemşeri olmak…
Hüseyin Keskin
- 12/07/2009 11:32 - Orda Bir Köy Var Uzakta!
- 10/03/2009 07:34 - Çocuklarınızla konuşun!
- 09/03/2009 13:17 - Kabadirek ve Dizdar beyi!
- 28/01/2009 09:55 - Ünye Adları 65’i Buldu!
- 31/12/2008 11:28 - İlk Eczacı Ahmet rasim bey
- 29/12/2008 18:30 - Ozan kültürü ve Ünye üzerine
- 19/12/2008 20:16 - Ünyenin internet yolculuğu
