Vatanı Meksika ve Teksas olan, ülkemize XV. Asır’da giren KABAK, her ne hikmetse kabağını markalaştırmakla meşgul SAKARYA dururken, gündemi hiç de kabağıyla zorlamayan Ordu’nun başına patlamıştır. Ordulu deyince akla KABAKÇI yakıştırması gelir;
Kabak yetiştiren veya satan kimseye KABAKÇI denir. Ordu Tarım Master Plânı’nda Tarım İl Müdürlüğü verilerini gözden geçirdiğimizde ekonomik değer olarak kabağın ne yazık ki esamesi bile okunmamaktadır. Birçok ilde kabak yemekleri çeşit olarak kabak kızartması, kabak kalyesi, kabak dolması, zeytinyağlı kabak, kabak tatlısı, kabaklı türlü güveç biçimlerinde ayyuka çıkmışken, Egebank'ın eski sahibi Murat DEMİREL’in «Hepinizi kabak gibi oyarım!» ifadesinde işaret ettiği gibi Ordu İli’ni hak etmediği halde bu yakıştırmayla kabak gibi kim oymaya kalkmıştır?
Ordu İli ve İlçeleri’nde kabak adını çağrıştıran birçok mesnet var aslında. KABAKÇI soyadı ile anılan insanlar yanında (Çaybaşı Lisesi’nde Ayhan Kabakçı, Şoför Recep Kabakçı, Ordulu Arıcı Kadir Kabakçı, Mesudiye Çaltepe Köyü Muhtarı Dursun Kabakçı gibi) Ünye Saraçlı Mahallesi’nde Kabakçı(lar) Mevkii’ndeki Kabakçı Deresi, Kabakçı Yolu, Kabakçı Sokak sıkça duyduğumuz kabak kökenli unvan ve yerleşim adlarıdır.
Kabağın damgasını vurduğu bakın neler var?
'Asiler ve Gaziler - Kabakçı Mustafa Risalesi' adlı kitap, padişah olan III. Selim'in tahttan indirilip yerine III. Mustafa'nın bir kez daha tahta çıkarılmasıyla sonuçlanan Kastamonulu 'Kabakçı Mustafa İsyanı'nı, 1807'deki Kabakçı İsyanı’nın önemini, isyancıların basit çıkar hesaplarının yanı sıra, modernleşmeye karşı da çıkmalarını anlatır. Rusya’da eğitim görmüş, zamanının profesyonel devrimcisi ve reform hareketlerini baltalayan Kabakçı Mustafa kabakçı lâkabını kabak tarlaları olduğundan değil, yolsuzluklarından dolayı almıştır.
Osmanlı Devleti’nde, “sosyal hayatın bir gerçeği” olarak kabul edilen dilenciliğin değişik türleri vardı. Mezarlıkların kenarında “ıskatçılar”, sebillerin önünde “sebilciler”, sesine güvenen “kasideciler”, mevsimlik işçi gibi çalışan “kabakçılar”, muharrem ayında ortaya çıkan “goygoycular” ve nefsini terbiye etmek için el açan dilenciler...
“Kabakçı” denilen Sudanlı zenci dilenciler ise mevsimlik işçiler gibi çalışır, Mayıs ayından kış aylarına kadar dilenirdi. Kabakçılar için kış mevsimi safa sürme zamanıydı. Dilenmeye başlayacakları 1 Mayıs günü büyük bir şenlik düzenler ve kabaklarıyla sokakları dolanırlardı.
Osmanlı’da esrar dumanına kabak denirmiş. Ayrıca, esrarkeşlerin kullandığı bir çeşit nargile de bu adla anılırmış. İlginç değil mi?
Kabakçı Salih Efe, Millî Mücadele Dönemi’nde Ege’de faaliyet göstermiş. Kabakçı, hem Yunanlılarla hem de yerli eşkıya çeteleriyle mücadele etmiş, yöresine çok büyük faydası dokunmuş bir halk kahramanı. Fakat Yunan askerlerinin de en çok nefret ettiği kimse. Hattâ Yunanlılar, köylerde tarla kenarlarına ekilen kabakları dahi “Kabak isminden dolayı” süngülemişler!
Balıkçısı ile ünlü Halikarnas, şimdilerde Su Kabağı sayesinde Bodrum’da Halikarnas Kabakçısı ile harikalar yaratmakta.
Bütün bu kabakçılar Ordu’yu ne yazık ki ucundan kıyısından bağlamıyor! Giresun’un Sırgancıları Orduspor lig maçlarında mutlaka KABAKÇI yakıştırmasını tezahürat olarak kullanmaktan çekinmez. Kabak gibi sırıtarak “Bunların kabağı meşhurdur arkadaşım” diyen ve ortamını bulduğunda kabak çiçeği gibi açılan Sırgancı’ya Ordulu “Oolum, sen artuk gabak dadı verdin” deyip sazı u anda eline alur.
Haklıdır da köpürmekte : Kars’ta kaşarcı, Gaziantep’te kaşıkçı, Maraş’ta dondurmacı, Şebinkarahisar’da lâhmacuncu, Denizli’de horozcu, Çorum’da leblebici, Zile’de pekmezci sizlere olumlu bir anlamı çağrıştırıverir ama “Ordu’da kabakçı” söylemi aynı reaksiyonu uyandırmaz.
Biz, Ordu’nun kabağını soyanlarla uğraşırken bakın Ünye’nin Beylerce Köyü ne yapmış? “35 kilo kabak yetiştirerek, bu alanda rekor kırdığını belirten Ordulu üreticiye cevap veren Ünyeli Yılın Çiftçisi Abdulkadir Doğan, kendisinin 38 kilo gelen kabak yetiştirdiğini ve rekorun Ordu’da değil, kabağın yetiştirildiği Ünye’ye bağlı Beylerce Köyü’nde ve dolayısıyla kendisinde olduğunu kaydetmiş(!)”
Çevremizde, aslı astarı olmayan haberler duyduğumuzda ya da olmamış kavun - karpuz satın aldığımızda “KABAK ÇIKTI” deriz. Fos çıktı veya ‘kelek çıktı’ dediğimiz de olur. Galiba Ordulu için yakıştırılan bu KABAKÇI yaftası da bana kalırsa kabak çıkacak gibi…
Peki nerden geliyor bu KABAKÇI tâbiri kardeşim? Kabak gibi ortada kaldık yaa!
Bir ipucu yok mu? Meselâ; tentürük (topaç) oynarken, dim’de duran tentürüğe gonduruk atış yapamaz da tentürük döndürülemeden toprak üzerine şakkadanak düşürülürse “KABAK ATTI” denilir Ünye’de. İşte, aradığımız ipucu bu işte!
“Hoppalaa! Fare sığamadığı deliğe bir de kıçına kabak bağlayıp girmeyi denermiş. Tentürük niree Kabakçı nire gabak kafalı uşaam seni?” diyebilirsiniz. Burada üzerinde durulması gereken ‘kabağa atma’ eylemi ve ardından Kabakçı soyadlı insanların bu yöreye nereden geldikleri?! Aşağıdaki tarihî bir Osmanlı oyunu bu soruya her halde ikna edici bir yanıt verecek gibi görülüyor. Gül yanında kabak anılmaz.. biz konuyu toparlayalım hele!
Sultan II. Mustafa zamanında (1664 – 1703) Osmanlı Ordusu’nda Topkapı Sarayı’nın Kabak Meydanı’nda bulunan Kabak Direği etrafında at, mızrak ve kalkanla oynanan Kabak Oyunu ve Kabak Okçuluğu meşhurdu.
At dörtnala giderken, uzunca bir direğin ucuna konan hedefin tam altından geçildiği anda okçu atışını yapardı. Kabak atışı, direğin ucundaki hedefin genelde kabak olmasından kaynaklıdır. Bu atışlar, kondüsyon, konsantrasyon, ata binme ve ok atma tekniğinin en üst seviyede olduğu atışlardır. Tırnaklı hayvanların ok meydanlarına girmesi yasaklandığından, bu atışlar için kabak meydanları tahsis edilmiştir.
II. Murad (1402-1451) şehzadelik
zamanında kabak oyunu oynarken.
(Hünername, 16. yy)
Bir zafer kazanılması, sultanın tahta çıkması ya da bir şehzadenin sünnet olması gibi olayların şerefine düzenlenen ‘donanma’ adlı şenliklerde, ‘kabak oyunu’ da bu tür şenliklerin gözdesi olarak öne çıkardı. Bu şenliklerde okları ile kabağın tam yerine rast getirip manzara koyanlar KABAKÇI unvanı ile anılırdı. Ve bu insanlar zamanla Osmanlı yurduna dağıldılar. Bir kısmı da Canik Sancağı’nın Eskipazar cıvarında (şimdiki Ordu’nun şehir merkezi) yurtlandılar.
XVIII. Yüzyıl’ın başlarında, önceleri vergi toplamak için Osmanlı Devleti’nin görevlendirdiği yetkili kimseler (Muhassıl) zamanla başlarına buyruk hareket etmeye başlamış, bu yüzden bölgede asayiş kalmamıştı. İstanbul hükûmeti, Canik’te bulunan Osman Paşa’yı bu bölgede asayişi sağlamakla görevlendirdi. Osman Paşa askerleriyle birlikte gelip Ordu’nun Bucak semtine yerleşti. Askerler buradan her sabah Bayramlı’ya “Kaza-i Bayramlu Nam-ı Diğer Ordu” gidip vazifelerini gördükten sonra akşam sahildeki Bucak’a dönüyorlardı. Halk “Ordugâha gidelim” şeklinde konuşa konuşa karargâhın bulunduğu semtin adı zamanla Ordu olarak benimsenmiş, böylece Ordu adı iyice yerleşmiştir.
Binaenaleyh, iyi atıcı olan KABAKÇI’ların yoğun olduğu Ordu ve ilçelerinde tentürük oynarken bile KABAK ATMAK acemilik ve başarısız bir atış olarak kabul görür ve espritüel bir kahkaha eşliğinde seyredenleri de tebessüme boğar.
Annıycanız, Ordulular eyi atıcı bi gabakçıdur ve gözünü kestürdüü hedefteki gabaa oku anında geçürür.. annii mun? Gerisi bence asma gabaa gardaşım, gulak asmıycan!
Son söz : Tek ağlayanın kabak olduğu, mutluluğu bol bir bahar dileğiyle...
Yüksek Mühendis Mahmut Ufuk Mistepe - ANKARA
Daha onceki haberler:
- 15/09/2009 14:43 - Ünye’nin Bilinmeyen Tarihi Dizdar Bey ve Kabadirek Evliyası
- 12/07/2009 11:47 - Ünye’ de Nereye Gidilir?
Daha sonraki haberler:
- 10/02/2009 10:47 - Şeytan Dağındaki Dilek Ağacı
- 28/01/2009 09:52 - Yaşar Karaduman'a Plaket
- 29/12/2008 10:26 - Ünye hikayeleri yarışmaya girdi
- 28/12/2008 21:40 - Bayide doğru söyler, internette şaşar
- 19/12/2008 20:08 - Yeşil Ünyem Oy Karadenizim




Yapılan son değerlendirmelere göre; sıcaklıklar, Türkiye genelinde 1 ila 3 derece artacak.
Sel felaketi nedeniyle zor günler yaşayan Pakistan halkı için tüm Türkiye'deki camilerde bayram namazı sonrası vatandaşlardan yardım toplandı.
Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Dünya Güreş Şampiyonası'nda, grekoromen stil 74 kiloda altın madalya kazanan Selçuk Çebi, 1962'de Toledo'da ve 1963'te Helsinki'de dünya şampiyonu olan Tevfik...