Ünye ve Ordu çok şey kazanacak

Prof. Dr.  Numan Kurtulmuş Saadet Partisi Genel Başkanı oluşuyla birlikte başta Ünye ve Ordulular olmak üzere tüm Türkiye’de partiye gönül verenler arasında fevkalade bir enerji ve heyecan meydana getirdi. Başta Ünye ve Ordu’dan hemşerilerimiz olmak üzere  birçok şehir halkı

Ankara’daki SP Genel Merkezine ve İstanbul’daki il merkezine ziyaretler gerçekleştirerek Kurtulmuş’a destek verdiler. Ulusal basın tarafından da Saadet Partisine yeni bir ivme kazandırdığı dile getirilen Kurtulmuş Türk siyasi hayatında Genel Başkanlığa kadar yükselen ilk Ünyeli hemşerimiz. Biz de bu önemli durumu göz önünde bulundurarak hemşerimizin özellikle Ünye’ye bakışını daha iyi anlamak ve sizlere aktarmak için  ayın konuğu olarak seçtik ve kendisiyle Ünye eksenli çok güzel bir röportaj yaptık.


Eminim bu röportajı okuyan her Ünyeli kendini daha güçlü daha başka bir yerde hissedecek. Kurban Bayramı arifesinde SP İstanbul İl Başkanlığının Topkapı’daki yerinde bir araya geldiğimiz Kurtulmuş’u bizden sonra yine Ordu’dan gelmiş bir heyet bekliyordu.

Biz sözü çok uzatmadan röportaja geçmek istiyorum…
Sayın Kurtulmuş; biz Ünye eksenli yerel bir gazeteyiz. Saadet Partisi Genel Başkanı oluşunuzla birlikte ulusal basında sizinle ilgili birçok haber yayınlandı. Biz ise Ünye Haber Postası olarak on binlerce Ünyeli ve yöre insanının merak ettiği Ünyeli yanınızı konuşmak istiyoruz. Öncelikle Ünye sizin için ne anlam ifade ediyor onu öğrenmek isterim.

Çocukluğumda aşağı yukarı her yaz annemle beraber Ünye’ye gelirdik. Annem Haznedaroğulları’ndandır.  Paşabahçesi’ndeki - o zaman Paşabahçesi çok güzeldi- arkada bir hamamı, yazlık sineması, çeşit çeşit meyveleri ağaçları vardı. Şimdiki gibi maalesef bir  beton yığınına dönmüş değildi. Paşabahçe annemlere, dayımlara aitti. Çocukluğumuz aşağı yukarı yazları orada geçerdi. 

O zaman Paşabahçesi’ndeki konakta mı kalıyordunuz?
Çocukluğumda kaldığım konak şu anda metruk vaziyette. Konak Abdullah dayımlara aitti. Annem ve amcam Hamit Beylerin  evi de ordaydı. Hamit Bey annemin amcasıydı. Hemen yanında Edip Haznedar otururdu. O üç ev yan yanaydı. Benim çocukluğum bu üç evin bahçesinde geçti.


Bahçede o zaman meyve ağaçlarından başka ne vardı?
Bu saydığım 3 ev ve meyve ağaçları dışında birde arkada çamaşırlık gibi bir yer vardı. Çamaşırların yıkandığı, kazanların kaynadığı, yemeklerin pişirildiği bir yerdi.


Tarihi bir yapımıydı yoksa alalade bir yer miydi ?
Normal küçük bir barakaydı orası. Arka kısımda tepeye çıkan yolun sonunda da bir yazlık sinema vardı. Şu an yıkık durumda olan tarihi hamamın aşağı yukarı elli-altmış metre yanında da  yazlık sinema vardı. Çok zevkli, çok güzel hareketli bir çocukluğumuz olmuştur. En zevkle yaptığımız şeylerden birisi aşağıdaki askerlik şubesinin küçük havuzuydu. Askerleri kızdıracak şeyler yapardık. Sinemada da çok güzel oyunlarımız kavgalarımız, çekişmelerimiz olmuştur.


İzlediğiniz filmleri hatırlıyor musunuz ?
Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Orhan Günşiray’ın filmleriydi. O zaman herkes ailesiyle genciyle yaşlısıyla sinemaya gelirdi. Herkes birbirini tanır, selam verilir selam alınırdı. Falanca beyler falanca hanımlar çok fazla hatırlamıyorum ama sanki aynı aile bir odada televizyon seyreder gibi sinema seyredilirdi. Pazar sabahları  yapılan pideleri de hiç unutmuyorum. Bizi sabah erken kaldırıp pide almaya gönderirlerdi: Siparişi akşamdan verilmiş olurdu. Pideleri almak biz çocukların göreviydi.


Anne ve babanız Ünye’nin içinden miydi?
Anne tarafım Ünye merkezden, baba tarafım da  Tekkiraz’dandır. Babaannemin kardeşi Hürmüz teyzeyi çok iyi hatırlıyorum. O’nun tek katlı evinde geçen güzel bir hatıram vardır. İstanbul’da tabi hep kaloriferli evde oturmuşuz. Hiç soba görmemişiz. Çok küçüktüm ama 5–6 yaşında okul öğrencisi değildim onu kesin biliyorum. Ben o sobanın içindeki şeyler nasıl yanıyor, nasıl tutuşuyor hayretle bakardım. Sobayı ellerimle tutmaya kalktım. Tavanda asılı duran kurutulmuş mısırları illa pişirip yiyeceğim diye tutturmuştum.
 

Ünye’ye neyle gelirdiniz o zaman?O zamanlar şimdiki gibi yollar çok güzel değildi. Karaköy rıhtımından vapurla giderdik. Vapur Zonguldak da dururdu. Ne kadardım bilmiyorum. Annem bana beyaz bir kısa tulum dikmişti, üstünde de güzel bir gömleğim vardı, o da beyazdı. Zonguldak’ta verdiğimiz mola sonunda vapura döndüğümüzde siyah beyaz hale geldiğini hatırlıyorum. Zonguldak’ta en az bir gece yatıyorduk. Bazen Samsun limanında inerdik. Bazen de Ünye açıklarında inerdik. Demek ki Rize’ye veya Ordu merkeze hareket ediyordu. Ünye açıklarında gemiden sandallarla ayrılır iskeleye çıkardık.


Ünye’de doğmadınız yanılmıyorsam ?
Ben Ünye’de doğdum. Merhum binbaşı Numan Kurtulmuş dedem de Ünye’ye eşkiya takibine gelmiş yüzbaşıyken  Tekkiraz  tarafına.

Nerden görevli gelmiş asıl birliği neresi?
 Bilmiyorum. Dedemin çok teferruatlı hayat hikayesi vardır. Oradan bunu öğrenebiliriz ama 8- 10 cephede savaşmış. Ünyemiz’e görevle gelmiş ve Tekkiraz’da babaannemle evlenmişler. Ünye’ye yerleşmişler ve babam ilkokulu bitirdiğinde o zaman  orta okul yok veya varsa çok başarılı bir ortaokul değil herhalde İstanbul’a gelmişler. Aşağı yukarı da 80 yıldır İstanbul’dayız. Dedem Fatih’de 2 katlı bir ev satın almış. Sonra babamlar 1960 yılında o evi yıkarak  amcamlarla birlikte beş katlı bir apartman yapmışlar. Biz de hala oradayız. Allah uzun ömür versin bir katında annem oturuyor. Bir alt katta halam oturuyor. Bir aile apartmanı yani. Nerden geldik buraya? Biz beş kardeşiz, üç ablam var. Bir de küçük kız kardeşim. Beş kardeş de evlendi. Benim dışımdaki kardeşlerim İstanbul’da doğmuş ama sadece ben Ünye de doğdum. O yaz Ünye’ye gitmişiz ve annemin babasının evinde yani dayısının evinde doğmuşum. Doğduğum odayı da geçen sene bizim çocuklara göstermiştim.


Ev duruyor o zaman?
Ev kullanılmıyor metruk bir şekilde duruyor. Askerlik şubesinin hemen üstünde iki katlı tamirata ihtiyacı olan beyaz badanalı ev. Geçen yıl gittiğimde fotoğraflarını çekmiştim.


En son geçen yıl mı gittiniz?
Evet. Geçen ve evvelki yıl çok kısa kaldık


Ne sebeple gitmiştiniz?
Siyasi çalışmalar dolayısıyla Samsun’a geldik. Oradan geçerken Ünye’ye uğradım. Ünye’den Samsun’a tekrar geri döndük.

Ünye’de şuan akrabalar var mı?
Uzaktan akrabalarımız var ama az. Yakın akrabalarımız İstanbul ve Ankara da yaşıyor.

Özellikle Ünye’ye gitmek istediğiniz zamanlar oluyor mu? Tabi çok yoğun olduğum zamanlar, hatıralarımız var. Çocuklarımı götürdüğümde işte Çamlık’ta Çakırtepe’de pideler yemiştik. Zaman zaman çocuklar onu konuşuyor. Tekrar gidelim diyorlar. Ama çok yoğun programlarım sebebiyle uzunca bir süredir ailece tatil yapma imkanım olmadı. Özel program yapmadan olmuyor. Bayramdan sonra 26 Aralıkta Ünye’de olacağım. Önce Ünye’ye gideceğim. Orada programlarımı yapacağım ve oradan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Doğu Karadeniz’i gezeceğim.


Eşiniz Ünyeli mi?
Hayır eşim Burdur’lu.

Çocuklarınız kendini İstanbullu mu? Burdurlu mu? Ünyeli mi hissediyorlar?
Tabiî ki İstanbullu hissediyorlar. Burada doğdular burada büyüdüler. Saadet Partisi genel başkanı olmanızla birlikte Ünye’de çok ciddi bir heyecan fırtınası esti.

Bu sizin için ne anlam ifade ediyor?
Çok anlamlı bir şey. Bu coşku bana da yansıyor. Genel başkan seçildikten sonra çok sayıda telefon ve faks geldi. Çok kalabalık Ordulu ve Ünyeli gruplar, hemşerilerimiz genel merkezde güzel ziyaretler gerçekleştirdiler ve buda insana çok büyük bir mutluluk veriyor. O ufku siz de hissediyorsunuz. İnsanların gözleri parıldıyor. Bu son derece doğal bir şeydir. Allah nasip ederde iktidara gelirsek ortaya koyacağımız siyaset hem Ünye’ye hem Ordu’ya çok önemli şeyler katacaktır.


Genel başkanların memleketlerindeki  oy potansiyeline çok önem verilir, takip edilir. Bu nedenle Ünye’ye ve Ordu’ya parti bazında özel önem verecek misiniz?
Tabiî ki önem vereceğiz. Nihayetinde yeni genel başkan seçildik. Türkiye’de Saadet Partisi’nin yeniden varlık gösterme zamanı gelmiştir. Partimiz Türkiye siyasetinin bundan sonraki muktedir adresidir.
İktidarın en önemli alternatifi olan partimizin iktidar yürüyüşünde memleketimin motor fonksiyonu olmasını istiyorum. Önümüzdeki seçim uzay mekiğinin rampadan uzaya fırlama seçimi olacaktır. İnşallah belki de bir erken seçim şeklide önümüze gelecektir. Genel seçimlerde de muktedir bir siyasal parti oluruz.
Dedenizin ismi sizin isminizle çakışıyor ve sık sık karıştırılıyor. 

Dedeniz ve Amentü şerhi isimli kitabı hakkında bilgi verir misiniz?
Siyasete ilk başladığım zamanlar şununla çok karşılaştım. “Ya siz bu kadar genç miydiniz?” On yıl önce biz de otuz dokuz yaşındayız. Anadolu’da insanımızın görmüş oldukları ilk ilmihal kitabı Amentü şerhidir.
Amentü şerhi 300 sayfa civarındadır. Kolay okunabilir. Bugün bile lise öğrencisinin rahatlıkla anlayabileceği bir lisandadır ve ihlasla, samimiyetle yazıldığı için çok etkilidir. Özellikle cumhuriyetin ilk dönemlerinde medreseler kapatılmış, dini kitaplar yok. Böyle bir ortamda latin alfabesiyle yazılmış Turkiye’deki ilk ilmihal kitaplarından biridir. Halk lisanı ile yazılmış, halkın rahat anlayabilmesi için yazıldığı için çok pratik, çok kolay iman esaslarını inançların temel esaslarını öğreten, bu temel içerisinde de Amentü’nün 6 şartını geniş bir şekilde anlatan. ama bunun içinde de  namaz nasıl kılınır, oruç nasıl tutulur, ibadet nasıl yapılır, zekat nasıl verilir, iyilik nedir, sadaka nedir, bütün bunları da çük güzel bir üslup içinde halka sevdirerek anlatan, ayetlerle hadislerle bunları yorumlayarak anlatan güzel bir kitap. Rahmetli dedem -ben kendisini görmedim- benden 7 sene önce vefat etmiş. Annem derdi ki “ben ilk gelin olup  geldiğimde İstanbul’a dedem Sakarya meydan muhaberesinde Evliya Fakih cephesinde bir tepeyi Yunanlardan alırken çok yakın mesafeden kurşun yiyor ve o kurşun sağ mafsal kemiğini parçalıyor. Tabi o günkü şartlar bugün ki gibi değil.  Ameliyat ediliyor. Ayağı 10 cm kesiliyor ve 39 yaşında malülen emekli oluyor. Ondan sonra binbaşı olarak emekli  oluyor. Bütün hayatı boyunca İslami ilimleri çok iyi derece okumuş ama ondan sonra yani 39 yaşından sonra 63 yaşına kadar yaşıyor. Bütün hayatını sabah namazından gece yatana kadar hiç lüzumsuz konuşmadan, hiç boş konuşmadan, gelene gidene nasihat eder. Ama hayatının tamamımı kitap okuyarak geçirirdi. İmam Sahih-i Buhari’nin kitabını yazarken abdest alıp yazdığı bilinir. Dedem de Amentü şerhini yazmaya başlayacağı zaman tekrar kalkıp abdest alıp öyle yazarmış. Büyük bir itinayla büyük bir dikkatle yazılmıştır. Türkiye’de halkın istifade ettiği kitap aynı zamanda din otoritelerinin din alimlerinin de tamamen üzerinde ittifak ettiği bir kitaptır.
Çoğu din görevlisine sorsanız Amentü şerhinden çok istifade ettim der. O kitap o dönemlerde herkesin bir el kitabı hele camilerde görev yapan insanların el kitabı olmuştur. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli, Türkiye’de özellikle belli bir dönemden sonra tek partili dönemden sonra ortaya çıkan nispeten daha rahat ortamda insanlara çok büyük katkı sağlamış bir kitaptır.


Başka eseri var mı dedenizin?
Var. Cuma ve Bayram Hutbeleri diye bir eseri var o da çok tutulmuştur ama Amentü şerhi kadar değil. Bir de Hadis Ricali diye bir kitabı var. Bunlar daha çok erbabının yani bu konularla uğraşanların  bildikleri kitaplar.


Çocuklukta yediğiniz Ünye’deki yemekleri hatırlıyor musunuz?
Tabiî ki hatırlıyorum. Bizim -Allah rahmet eylesin- Mevlüde teyzemiz vardı. Ananemden, dedemlerden kalma. Ünye’de benim akranım olan, benden biraz daha genç olanların tanıdığı birisidir. Ünye’nin en meşhur yemek yapan bir kadınıydı. Muazzam yemekler yapardı. Nefis su böreği açardı. Olağan üstü güzel dolmalar yapardı. Baklavası da müthişti. Evde mutlaka bir yerde yemek, baklava tepsisi olurdu ve çok kısa süre içerisinde  biterdi. Büyükler görmeden. Allah rahmet eylesin Mevlüde teyze benim için sünnetime İstanbul’a gelmiştir. Çok güzel et yemeği yapardı hatırladığım kadarıyla . Onun yemekleri hakikaten çok güzeldi. Sünnetime geldiğinde evin etrafında güzel masalar kuruldu. Aşağıdaki evlerde de kazanlarla yemekler yapıldı. Herkes o leziz yemekleri yemekten çok memnunlardı. Allah rahmet eylesin ananemde çok güzel yemek yapardı. Babaannemde güzel yemek yapardı. Babaannemde daha çok gürcü yemekleri yapardı ama tabi her ikisinin de biz yaşlılığına geldik. Ananem biz Ünye’ye gittiğimizde çok sevinir ne yapacağını şaşırırdı. Babaannem İstanbul’da bizimle beraberdi.


Babaanneniz gürcü mü?
Evet babaannem gürcüdür. Ondan sonra babaannemin annesi gürcü. O da İstanbul’da yemekler yapardı.


Fındık topladınız mı?
Fındık topladım ama çok değil. Bizde biraz ayıptır yani misafir fındık toplasın. Dayımların Akçay’da Terme tarafında arazileri vardı. Orada pirinç tarımı yapılırdı. Kahvelerde otururdu insanlar. Çöremez’de denize girerdik. Güzel günlerdi.

Röportaj: Mustafa Çalık
Fotoğraflar: İsmail Başaran


Daha onceki haberler:
Daha sonraki haberler:

 

Yorum ekle